Ceza hukuku, suç ve ceza kavramlarını inceleyen kamu hukuku bölümüdür. Türk Ceza Kanunu’na göre ceza kanununun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir.
Ceza hukuku kendi içinde genel ve özel olarak ikiye ayrılmaktadır. Ceza hukukunun genel kısmında temel ilkeler incelenirken, özel kısmında ise ayrı ayrı suç tipleri tanımlanmaktadır.
Genel ceza hukukunun konusu suç kavramının maddi ve manevi unsurlarıyla tanımı, ceza hukukuna hakim olan genel ilkeler, ceza kavramının tanımı, suçu ortadan kaldıran nedenler, cezayı azaltan ve ortadan kaldıran nedenler gibi bütün suçlar için geçerli olan ilke ve teorilerdir. Özel ceza hukukunun konusu ise ülkenin kanunlarına göre suç sayılan eylemlerin neler olduğu, bunların kapsamlari, birbirlerinden ayrılan yönleri ile bu suçlara öngörülen cezalardır.
Ceza Hukukunun Temel İlkeleri
Ceza hukukun en önemli iki temel ilkesi vardır. Bunlar; suçta ve cezada kanunilik ilkesi ve kusur ilkesidir.
Suçta ve cezada kanunilik ilkesi ; suç ve bunun karşılığı olan cezanın ancak kanun ile belirlenmesidir. Bu temel ilke, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 2. maddesinin 1. fıkrasında yer almaktadır:
“Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz.” Bu maddeye göre suç tanımının belirgin ve açık biçimde kanunla düzenlenmesini gerektirir. Belirsiz ve muğlak ifadelerle suç tanımlanamaz.
Kanunilik ilkesinin gerektirdiği bir başka şart da, aleyhe olan kanunun geçmişe yürüyemeyeceğidir. Yani, işlendiği sırada suç olmayan bir fiilden dolayı, sonradan fiilin suç olarak düzenlenmesi nedeniyle kimse cezalandırılamaz.
Gene kanunilik ilkesinin getirdiği bir başka koşul da failin aleyhine kıyas yasağıdır. Kıyas, kanunda boşluk bulunması halinde bu boşluğun en benzer hukuk kuralı bulunarak doldurulmasını ifade eder. Ceza hukukunda kıyas, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinin 3. fıkrasında “Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz.” şeklinde belirtildiği üzere ceza hukukunda kıyas yasağı mevcuttur.
Ceza hukukunun bir diğer önemli ilkesi ise suçta ve cezada kusur ilkesidir. Ceza hukuku anlamında kusur, bir fiilin isnat yeteneği mevcut bir kimse tarafından bilerek ve istenerek işlenmesidir. Yani, failin cezalandırılabilmesi için fiili bilerek ve isteyerek yapmış olması gerekir. Bu ilkeden de ancak fiili bizzat işlemiş failin cezalandırılabileceği ilkesi türetilmiştir. Bu ilke de 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 20. maddesinin 1. fıkrasında yer almaktadır: “Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.” Der.
Bir fiilin cezalandırılacak bir suç teşkil etmesi için ise belli unsurların mevcut olması gerekir. Suçu oluşturan temel unsurlar, kanuni unsur, maddi unsur, hukuka aykırılık unsuru ve manevi unsurdur.
Kanuni unsur, işlenmiş bulunan bir fiilin ceza kanununda düzenlenen suç tanımına birebir uygun olmasıdır. Kanunda tanımlanan bu unsurlardan biri yoksa suç oluşmaz.
Maddi unsur ise suçun meydana gelebilmesi için failin bir fiil işlemesidir. Fiilden kasıt, insanın kendi iradesiyle dış dünyayı değiştiren bir iş ortaya çıkarmasıdır.
İşlenen fiil hukuk düzeniyle uyuşmazlık içindeyse hukuka aykırılık unsuru tamamlanır. Ancak, ceza hukuku hukuka aykırılığa bir takım istisnalar getirerek, kanuni unsuru tamamlayan bazı fiillerin hukuka uygun olacağını belirlemiştir, bunların başlıkları şunlardır:
Kanunun hükmü ve amirin emri (TCK m. 24/1), Meşru savunma (TCK m. 25), Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası (TCK m. 26), Cebir, şiddet, korkutma ve tehdit altında işlenen suçlar (TCK m. 28).
Suçu gerçekleştiren son unsur olan manevi unsur; kanuni tipikliği mevcut hukuka aykırı fiilin isnat yeteneği var olan bir kimse tarafından bilerek ve isteyerek yapılmasıdır. Bu unsur aynı zamanda, ceza hukukunun evrensel ilkelerinden biri olan kusursuz suç ve ceza olmaz ilkesinin suçu oluşturan unsurlara yansımasıdır. Bir eylem yukarıda belirtilen tüm unsurları taşısa bile, kişinin kastı yoksa manevi unsur yokluğu nedeniyle kişinin eylemi cezayı gerektirmeyebilir.
Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi
Şüpheden sanık yararlanır ilkesi, ispat konusunda bir hususun şüpheli kalması hâlinde sanık lehine yorum yapılarak bir karara varılması anlamına gelmektedir[1]. Nitekim suçsuzluk karinesi ile hukuk devleti ilkesinin bir sonucu olarak, ceza yargılaması sonucunda suçsuz bir kimsenin cezalandırılmasındansa suçlu bir kimsenin cezasız kalması tercih edilmektedir. Aksi takdirde, hakkındaki şüpheye itibar edilerek suçsuz bir kimsenin cezalandırılması, toplumun adalet duygusunu zedeleyeceği gibi hukuk devleti ilkesine aykırı düşecek, toplumsal huzur ve hukuki güvenden söz edilemeyecektir. İlgili içtihat metni:
YARGITAY 13.Ceza Dairesi
Esas: 2020/ 6452 Karar: 2020 / 10516
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre suçun suça sürüklenen çocuk tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış,diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Suç tarihinde kış saati uygulamasına göre, güneşin Adana ilinde saat 06:14’de doğduğu, müştekinin akşam motosikletini park ettiği, ertesi gün sabah saat 06:15 sıralarında suça konu motosiklet ile suça sürüklenen çocuğun trafik kazasına karıştığının anlaşılması karşısında; hırsızlık eyleminin gece sayılan zaman dilimi içerisinde gerçekleştiği kesin olarak belli olmaması nedeniyle, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği konut dokunulmazlığını ihlal suçundan ise TCK’nın 116/4. maddesi uygulanarak fazla ceza tayin edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin ve suça sürüklenen çocuk …’nın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle BOZULMASINA, 28.10.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Şentürk&Dündar Avukatlık Bürosu, her türlü ceza davası konusunda müvekillerine avukatlık ve danışmanlık hizmetleri sunmakta ve ceza mahkemelerinde müşteki vekili veya sanık müdafi olarak temsil etmektedir.
Büromuz olarak siz değerli müvekkillerimize sunduğumuz avukatlık hizmetleri: Sulh Ceza davaları,
Asliye Ceza davaları,
Ağır Ceza davaları,
CMK.’nın 250. maddesi ile görevli Ağır Ceza (Eski DGM) davaları,
İcra Ceza Davaları,
Soruşturma aşamasında hazır bulunma ve ceza hukukundan kaynaklanan ihtilafların çözülmesi.


English
Deutsch
Bulgarian