Borçlar hukuku, özel borç ilişkilerini düzenleyen en temel hukuk disiplinlerinden birisidir. Borçlar hukuku, dinamik karakterli bir hukuk dalıdır. Çünkü süjeleri, bir toplumun içinde yaşayan kişilerdir. Bu bakımdan borçlar hukuku günlük hayattaki ihtiyaçlara göre sürekli yenilenen ve gelişmekte olan bir hukuk dalıdır.
Borçlar Hukukunun kaynağını oluşturan Türk Borçlar Kanunu, biri genel hükümler ve diğeri özel borç ilişkileri olmak üzere iki kısımdan oluşur. Genel hükümler başlığını taşıyan birinci kısımda, borç ilişkisinin doğması, borç ilişkisinin hükümleri ve borç ilişkisinin sona ermesi düzenlenmiştir. Özel borç ilişkileri başlığını taşıyan ikinci kısmın konusu ise, esas itibarıyla günlük hayatta en fazla karşılaşılan sözleşme tipleridir.
Borçlar Hukukuna Hâkim Olan İlkeler
Kusur Sorumluluğu İlkesi,
Dürüstlük İlkesi,
Üçüncü Kişi Aleyhine Borç Kurulamama İlkesi,
Sözleşmelerde İvaz (Karşılık İlkesi),
Borçlunun Yerleşim Yerinde İfa İlkesi,
İrade Özgürlüğü İlkesi Ve Nisbilik İlkesidir.
Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri
Sözleşme, en az iki kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarını sundukları borç ilişkisine verilen adımdır. Karşılıklı yöneltilen bu iki irade beyanından birinin adı öneri; diğerinin adı kabul’dür.
Bir sözleşmenin geçerliliği kurucu ve geçerlilik unsurlarının varlığına bağlıdır. Sözleşmenin kurucu unsurları olan öneri ve kabulün olmaması durumunda sözleşme yok hükmündedir.
Sözleşmenin geçerlilik unsurları ise ;
Ehliyet,
Hukuka Ve Ahlaka Aykırı Olmama,
Sözleşme Konusunun İmkansız Olmaması ,
Şekil,
İrade Ve Beyanın Uyumlu Olmasıdır.
Sözleşmenin geçerlilik unsurlarının tam olmaması durumunda sözleşme iptal edilebilirlik yaptırımına tabidir.
Genel İşlem Koşulları
“Genel İşlem Koşulları” 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile getirilen önemli yeniliklerden biri olup kanunun 20 ile 25. maddeleri arasında, altı maddede düzenlenmiştir. Kanuna göre genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Kanunun 21. maddesine göre karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış sayılır. Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır.
Kanunun 22. maddesine göre sözleşmenin yazılmamış sayılan genel işlem koşulları dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda düzenleyen, yazılmamış sayılan koşullar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez.
Kanunun 23. maddesine göre genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm, açık ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır.
Kanunun 24. maddesine göre genel işlem koşullarının bulunduğu bir sözleşmede veya ayrı bir sözleşmede yer alan ve düzenleyene tek yanlı olarak karşı taraf aleyhine genel işlem koşulları içeren sözleşmenin bir hükmünü değiştirme ya da yeni düzenleme getirme yetkisi veren kayıtlar yazılmamış sayılır.
Kanunun 25. maddesine göre ise genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz.
Sözleşme ilişkilerinde sözleşmenin şartlarını tek başına belirleme gücünü elinde bulunduran banka, sigorta şirketleri gibi kurumlar, sözleşme şartlarını emredici hükümler dışındaki hükümleri kendi lehine ortadan kaldırma ya da değiştirme gücünü elinde bulundurmakta idi. Bu güç karşısında sözleşmenin karşı tarafının haklarının korunması gerekmektedir. Bu bakımdan sözleşmenin hakkaniyet şartları dâhilinde, tarafların serbest iradeyle kurulabilmesi için genel işlem şartları kanunla getirilmiş önemli bir yeniliktir.
Genel İşlem Koşullarıyla İlgili Yargıtay Kararı:
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2015/12725 Esas ve 2017/2270 Karar sayılı dosyasından 19.4.2017 tarihinde verdiği kararında;
“Dava, genel kredi sözleşmesi sebebiyle yapılan; erken ödeme komisyonu, masraf ve iç piyasa komisyon ücretinin tahsili istemine ilişkindir. Taraflar arasında bağıtlanan 07/01/2013 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi’nden önce, davalı Banka tarafından davacıya 04/01/2013 tarihinde sözleşme öncesi bilgilendirme yazısı ve Genel Kredi Sözleşmesi’nin verildiği, sözleşme içeriğindeki genel işlem koşullarının içeriğinin öğrenilmesinin sağlandığı, davacının imzasına havi kabul yazısı ile anlaşılmıştır. Bu durum karşısında davacının genel işlem koşulları hakkında bilgilendirildiğinin kabulü gerekir. Böylece, sözleşme kapsamındaki genel işlem koşullarının yazılmamış sayılmasını kabul etme olanağı yoktur. Mahkemece, TBK madde 25 uyarınca genel işlem koşulları bakımından içerik denetimi yaparak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken genel işlem koşullarının yazılmamış sayılması gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.”
Muvazaa
Muvazaa kavramı, arapça kökenli olup, kelime olarak “danışıklık” anlamını taşımaktadır. Hukuki anlamda muvazaa ise, salt üçüncü kişileri aldatmak yahut zarara uğratmak amacıyla birden fazla kişi tarafından bilerek ve isteyerek irade ile beyanları arasında uygunsuzluk meydana getirilmesini ifade etmektedir. Şöyle ki, kişilerin gerçekleştirdikleri hukuki işlemi, aslında gerçekleştirmek istemiyorken bir başka kişi veya kişileri zarara uğratmak maksadıyla icra ettiğini ifade etmesi halinde muvazaa söz konusu olmaktadır. Muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mutlak muvazaada taraflar üçüncü kişileri aldatmak amacı ile sadece görünürde bir işlem yapmaktadır. Nispi Muvazaada ise taraflar gerçek iradelerine uygun fakat gizledikleri işlemi kamufle etmesi için iki hukuksal işlem yapmaktadırlar. Sözleşmenin muvazaalı olduğunun ispatı sözleşmenin tarafları ileri sürebileceği gibi üçüncü kişiler tarafından da ispatlanabilir.
Aşırı Yararlanma Gabin
Aşırı yararlanma, tarafların karşılıklı edimlerini özgür irade ile belirleyebilme konusunda sahip oldukları hürriyete getirilmiş bir sınırlamadır. Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.
Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir.
Haksız Fiilden Doğan Borçlar
Haksız fiil, borçlar hukukunda bir diğer adı kusur sorumluluğudur. Kanuna göre kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.
Sebepsiz Zenginleşme
TBK m. 77-82 arasında düzenlenen sebepsiz zenginleşme sözleşmeler ve haksız fiiller dışında üçüncü bir borç kaynağıdır. Kanuna göre haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur. Sebepsiz zenginleşen, zenginleşmenin geri istenmesi sırasında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği kısmın dışında kalanı geri vermekle yükümlüdür.
Şentürk&Dündar Avukatlık Bürosu olarak, müvekkillerimize Borçlar Hukuku kapsamında verdiğimiz başlıca hizmetlerimiz;
Borçlar Kanunu genel hükümlerine uygun sözleşme hazılama,
Haksız fiiller, sözleşmelerden kaynaklı veya haksız fiilden kaynaklı maddi manevi tazminat talepleri, sözleşmelerin iptali, sözleşmeden dönme, temerrüde düşme, borcun düşmesi, alacağın devri, borcun nakli konularında, müvekkillerimize hukuki danışmanlık yapma,
Borçlar Kanununun Özel Hükümlerde düzenlenmiş olan taşınır ve taşınmaz satımı, trampa, bağışlama, kira, hasılat kirası, ariyet, ödünç, hizmet, istisna, yayım, vekalet, itibar mektubu ve itibar emri, tellallık, vekaletsiz iş görme, komisyon, ticari mümessiller ve ticari vekalet, havale, emanet, kefalet ve diğer tüm kanunlarda yer alan sözleşme konularında hukuki danışmanlık,
Borçlar Hukuku kapsamına giren davalar ile gerek sözleşmeden gerekse haksız eylemden doğan hukuki ihtilaflar konusunda hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermekteyiz.


English
Deutsch
Bulgarian