Şentürk&Dündar Avukatlık Bürosu, aile hukukuna ilişkin gerek Türk vatandaşları gerekse Türk vatandaşı ve yabancılar arasındaki aile ve medeni hukuktan doğan evlenme, nişanlanma, boşanma, nafaka yükümlülükleri, velayet, eşler arasındaki mal rejimleri, hısımlık, soy bağı kurulması, evlat edinme, çocuk malları, aile malları ile vesayet gibi konulardaki ihtilafların mahkeme önünde çözümünde Medeni Kanun, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ilgili milletler arası sözleşme ve kanunlarda yer alan hükümler çerçevesinde özel hayatın gizliliğine büyük özen göstererek hizmet verir.
Aile Hukuku Nedir?
Aile hukuku, aile ilişkilerini düzenleyen Medeni Hukukun bir alt dalıdır. Aile hukukunda geçerli olan başlıca ilkeler; Birlik ve Süreklilik, Zayıfların Korunması ve Eşitlik ilkeleridir.
Aile hukuku Türk Medeni kanununda evlilik, hısımlık ve vesayet olmak üzere üç bölüm şeklinde düzenlenmiştir.
Bu kapsamda aile hukukunun ilgilendiği başlıca konu başlıkları şöyledir;
A-) NİŞANLANMA
Kanun koyucu nişanlanmayı bir evlenme vaadi olarak tanımlamıştır. Evlenmek amacıyla bir erkekle bir kadının birbirlerine evlenme vaat etmeleri ile nişanlılık ilişkisi başlar. Nişanlılığın sona ermesi ise evlenme, ölüm ve gaiplik, tarafların anlaşması veya kesin evlenme engellerinin varlığı halinde oluşabilir. Nişanın sona ermesiyle tarafların karşılıklı hukuki talepleri oluşabilir.
- Hediyelerin Geri Verilmesi
Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse,nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların,diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir.
İlgili İçtihat Metni: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2019/893 E. , 2019/7942 K.
Davacı; davalı ile 27/09/2014 tarihinde nişanlandığını; davalıya nişan hediyesi olarak 10 adet bilezik, 1 adet beşi birlik zincir, 1 adet altın, 2 adet çeyrek altın ve 1.170 TL para takıldığını, nişanın bozulmasına rağmen davalının takılan hediyeleri iade etmediğini ileri sürerek; nişan hediyelerinin ve paranın aynen iadesine; olmadığı takdirde bedeli olan 26.500 TL’nin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı; davaya konu edilen ziynet eşyalarının, bir kısmının kendi aile efradı tarafından bir kısmının da dost ve komşuları tarafından takıldığını, davacının taktığı 1 adet alyans ve tek taş yüzüğü ise kendisine iade ettiğini savunarak; davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; TMK’nın 122 nci maddesinde; nişanlık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyelerin verenler tarafından geri istenebileceği, hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanacağı hükmünün yer aldığı, buna göre nişan hediyelerinin iadesine karar verilebilmesi için; dava konusu şeylerin davalıya, davacı nişanlı tarafından verildiğinin usulüne uygun olarak kanıtlanması gerektiği, davaya konu edilen hediyelerin ise davacının bir kısım akrabaları tarafından verildiği, bu durumda sözkonusu hediyelerin iadesine ilişkin davada davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine dair verilen karar, davacı tarafça temyiz edilmiş ve Dairemizin 04/10/2018 tarihli ve 2016/21757 Esas 2018/9618 Karar sayılı ilamıyla
(…TMK’nun 122.maddesi; “Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir” hükmüne amirdir.
Davalı taraf, ziynet eşyalarının davacının bizzat kendisi tarafından alınmadığını savunmuş; mahkemece de; altın ve hediyelerin davacı tarafından davalıya verilmediği, davacının akrabaları tarafından davalıya verildiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Oysa, nişan törenlerinde takılan takıların bizzat davacı nişanlı tarafından takılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Ana-babanın ya da onlar gibi davrananların nişanlı adına taktıkları takılar, davacı nişanlı tarafından takılmış sayılır ve nişanın bozulması durumunda da bizzat talep edilebilir. Örf ve adete göre, nişan törenlerinde, takıların, nişanlıların birbirine bizzat takmalarından çok, genelde bir aile büyüğü veya ana-baba veya kardeşlerden biri tarafından takıldığı bir gerçekliktir.
O halde, mahkemece; davacı (nişanlı) veya davacı adına hareket eden ana-baba veya kardeşleri tarafından takılan takıların saptanarak, hüküm altına alınması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir….)
- Maddi tazminat
Türk Medeni Kanunu madde 120’ye göre; “Nişanlılardan biri haklı bir sebep olmaksızın nişanı bozduğu veya nişan taraflardan birine yükletilebilen bir sebeple bozulduğu takdirde; kusuru olan taraf, diğerine dürüstlük kuralları çerçevesinde ve evlenme amacıyla yaptığı harcamalar ve katlandığı maddî fedakârlıklar karşılığında uygun bir tazminat vermekle yükümlüdür. Aynı kural nişan giderleri hakkında da uygulanır.”
- Manevi tazminat
Türk Medeni Kanunun 121. Maddesine göre; “Nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.”
Zamanaşımı
Nişanlılığın sona ermesinden doğan dava hakları, sona ermenin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
B-) EVLENME
Evlenme tarafların resmi bir memur önünde olumlu sözlü cevaplarını verdikleri anda oluşur. Eşlerin aralarındaki mali ilişkileri düzenlenmesine ise mal rejimi denilmektedir. Eşler evlenmeden önce veya evlendikten sonra bir mal rejimi seçimi yapabilirler. Mal rejimi sözleşmesi yapmamışlarsa yasal mal rejimi olan edinilmiş mal rejime katılma rejimini seçtikleri kabul edilir.
C-) BOŞANMA
Aile hukukunun en geniş olarak ele aldığı ve en çok ihtilaf içeren konusu boşanmadır. Boşanma evliliği sona erdiren sebeplerden biri olup, kanunda öngörülmüş sebeplerden birine dayanarak eşlerden birinin açacağı dava sonucunda evlilik birliğinin hakim kararıyla sona erdirilmesidir. Boşanma sebepleri özel ve genel olmak üzere iki başlıkta incelenmektedir. Özel boşanma sebepleri; zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, terk, akıl hastalığıdır. Genel boşanma sebepleri ise; evlilik birliğinin temelden sarsılması, eşlerin anlaşması ve ortak hayatın yeniden kurulamamasıyla oluşur.
Ülkemizde boşanma davaları ise anlaşmalı ve çekişmeli olmak üzere 2 türü bulunmaktadır.
- Anlaşmalı Boşanma
En az 1 yıl evli kalan çiftlerin hakim karşısında boşanma iradelerini açıklayarak, hazırlanmış oldukları ve taraflarca aynı talepleri içeren protokolü kabul ederek boşanmalarıdır. Anlaşmalı boşanma davası için en az 1 yıl evli kalmak, tarafların taleplerinde aykırılık olmaması ve iki tarafın da hakim karşısında boşanma iradesini açıkça beyan etmiş olmaları gerekmektedir. Anlaşmalı boşanmalar tarafları psikolojik ve ekonomik olarak daha az yoran ve çekişmeli boşanmaya göre daha çabuk sonuç alınan dava türüdür.
- Çekişmeli Boşanma
Çekişmeli boşanma taraflardan birinin boşanmak istemesi diğer tarafın boşanmamakta direnmesi yahut, taraflar arasından taleplerde uzlaşamama durumlarında ortaya çıkar. Çekişmeli boşanma davaları çocuğun velayeti, nafaka, mal paylaşımı gibi tarafların anlaşması gereken hususların şahsiliğinden dolayı her dosyada durumuna göre farklılık göstermektedir.
A-) Çekişmeli Boşanma Davalarında Velayet
Çekişmeli boşanmalarda hakimler çocuğun velayetine karar verirken çocuğun menfaatlerini göz önünde bulundururlar. Bu sebeple taraflar çocuğun velayetini alma noktasında çocuğun kendisi ile yaşamasının çocuğun menfaatleri doğrultusunda olduğu yönünde bir savunma yaparak hakim kanaati oluşturmalıdırlar.
B-) Çekişmeli Boşanma Davalarında Nafaka
Çekişmeli boşanma sürecinde tedbir nafakası, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası olmak üzere alınabilecek üç farklı nafaka türü bulunmaktadır.
Tedbir nafakası; dava sürerken maddi yokluğa düşecek tarafa ödenmesi gereken nafaka türüdür. Bu davalarda eğer taraflardan biri tedbir nafakası talep ederse hakim dava sürerken taraflardan birisinin diğer eşe tedbir nafakası ödemesine karar verir.
Yoksulluk nafakası; yoksulluk nafakasının bağlanması için 2 şart bulunmaktadır. Bunlardan biri nafaka talebinde bulunacak eşin boşanmayı getiren olaylarda diğer eşten kusursuz ya da daha az kusura sahip olmasıdır. Diğeri ise ve boşanmadan sonra yoksulluğa düşeceğine dair hakim nezdinde kanaat oluşturması gerekmektedir. Bu iki husus gerçekleştiğinde hakim tarafların sosyal-ekonomik durumuna göre dava sonunda yoksulluğa düşecek eşe yoksulluk nafakasının ödenmesine karar verir. Yoksulluk nafakasına süresiz olarak hükmedilebilir. Nafaka boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren geçerli olur. Nafaka talebi boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içinde yapılmalıdır.
İştirak nafakası; çocuğun velayetini alan eşe, çocuğun eğitim masrafları, bakım, beslenme ve diğer temel ihtiyaçlarının karşılanması için her ay diğer eş tarafından ödenmesini sağlayan nafakadır. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Hakim, istem halinde bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.
Çekişmeli Boşanma Davalarında Maddi-Manevi Tazminat
Maddi tazminat; çekişmeli boşanmalarda maddi tazminat almak isteyen kişiler dava sonrası maddi standartlarında düşme olması nedeniyle tazminat talebinde bulunabilirler. Maddi tazminatlarda boşanmayı getiren olaylar üzerinde eşinden daha az kusura sahip ya da kusursuz olan kişiler maddi tazminat talep edebilirler. Hakim ödeme gücü oranında bir tazminata hükmeder.
Manevi tazminat; boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak bir uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.
Mal Paylaşımı
Mal paylaşımı davası boşanmadan sonra açılabilmektedir. Mal paylaşımı davalarında evliliğin 2002 yılından önce gerçekleşmesi yahut 2002 yılından sonra gerçekleşmesine göre iki farklı durum bulunmaktadır.2002 yılından önce gerçekleşen evliliklerde mal ayrılığı rejimi bulunmaktadır. Mal ayrılığı rejimine göre evlilik içerisinde alınan her mal, malı alan kişiye aittir. 2002 yılında edinilmiş mallara katılma rejimi hukukumuza girmiştir. Bu yasaya göre edinilmiş mallara katılma rejimi aksi bir sözleşme olmaması durumunda geçerli olacak mal rejimidir. Edinilmiş mallara katılma rejiminde önceki uygulamadan tamamen farklı olarak, evlilik içerisinde alınan her mal üzerinde iki taraf da hak sahibidir. Her eş ve mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.
Şentürk&Dündar Avukatlık Büromuzun Aile Hukukunda Verdiği Hizmetlerin Bazıları
Nişanlanmanın sona ermesinden kaynaklanan ihtilafların çözülmesi,
Anlaşmalı boşanmalarda protokol düzenlenmesi ve yürütülmesi,
Çekişmeli boşanmaların maddi ve manevi tazminat talepleri,
Boşanmadan sonra mal varlığı tasfiyesinin yürütülmesi,
Evlenecek taraflar arasında yapılacak mal rejimi sözleşmeleri hakkında danışmanlık hizmeti sağlanması,
Velayet ve nafaka hükümlerine aykırı davranılmasına karşı hukuki çözüm yolları üretilmesi,
Aile içi şiddet ve benzeri hallerde tedbir kararı alınması,
Evlat edinmeden kaynaklanan hukuki uyuşmazlıkların çözümü
Aile Mahkemelerinde görülen tüm uyuşmazlıkların çözümü,
Aile hukuku alanında tüm mevzuatın güncelliğinin takibi.


English
Deutsch
Bulgarian